24 Ekim 2019 Perşembe

İntergalaktik Sergisi üzerine İpek Yeğinsu ile röportaj


                                             
      


İpek Yeğinsu küratörlüğünde Anna Laudel’de  3 Eylül - 20 Ekim 2019 ​tarihleri arasında, farklı disiplinler  yaklaşımlara sahip sanatçılar ​Beyza Boynudelik, Şafak Çatalbaş, Alper  Derinboğaz, Emin Mete Erdoğan, Horasan, Ekin Su Koç, Ali Miharbi, Ali  İbrahim Öcal, Özcan Saraç, Meltem Sırtıkara, Merve Şendil ​ve İrem Tok​’un  eserlerinden oluşan  ​“İntergalaktik” sergisi İstanbul Kültür Sanat Vakfı ​16. İstanbul Bienali'​ne (14 Eylül - 10 Kasım) paralel olarak  düzenlendi. “    İntergalaktik” sergisi üzerine İpek Yeğinsu ile konuştuk.



“İntergalaktik” sergisinin oluşum ve hazırlık aşamalarını öğrenebilir miyiz?

Yaklaşık bir yıl önce, sanatçılar Meltem Sırtıkara ve Beyza Boynudelik ile birlikte bir proje yapma arzusu içine girdik. Hepimizi aynı derecede heyecanlandıran ve ilgilendiren bir konudan hareket etmeliydik. Uzun sohbetlerden sonra, benim yıllardır üzerine kafa yorduğum, onların da sanatsal pratiklerinde farklı biçimlerde yer bulan bu tema üzerine daha derin düşünmek istediğimize karar verdik. Onlar sergi için yeni iş üretme sürecine girişirken, ben de bu son derece geniş konuyu birçok farklı açıdan ele almaya çalışarak olgunlaştırdım ve başka sanatçıları da projeye dahil etmeye başladım. Bu arada projeyi Anna Laudel’e sundum; onlar da sıcak bakınca bugünlere gelmiş olduk. İstanbul Bienali’yle eş zamanlı olarak gerçekleşebilmiş olması beni ayrıca çok mutlu etti; çünkü tartıştığımız konular bienalin temasıyla da bağ kuruyor. Bu konuların güncel sanatta tam da bu dönemde dünyanın birçok yerinde gündeme gelmesinin rastlantı olmadığını düşünüyorum. İnsanlığın ortak bilinci artık buna odaklanmış durumda.



Nasıl karar verdiniz konsepte, sizi neler etkiledi?

Türümüzün bu gezegende ya da şayet varsa uzayın başka bir yerindeki geleceğinin nasıl olacağı sorusu, özellikle son yirmi yılda yaşanan ekolojik felaketlerle birlikte hepimizi yakından ilgilendiren bir konuya dönüştü. Bence bunun yarattığı kaygıların ve sorunları çözme adına gösterilen çabanın, insanlığı yeniden ortak bir paydada birleştiren temel unsur haline geldiği bile söylenebilir. Öte yandan hem gezegendeki doğal yaşam ve ekolojik dengeyle ilgili meseleler, hem de uzayda bizimkinden farklı yaşam biçimlerinin ya da bizlerin yaşamını sürdürebileceği alternatif habitatların olma ihtimali beni her zaman çok heyecanlandırdı.
                                   



Katılan sanatçıları nasıl belirlediniz?

Katılan sanatçıların bazılarıyla daha önce, bazılarıyla ise ilk kez bu sergi vesilesiyle çalıştım. Çok büyük bir kısmını yıllardır tanıyorum ve çalışmalarını yakından takip ediyorum. Her biri kendi kuşağının önemli, değerli isimleri. Katılımcı listesinin son haline gelmesinde birçok faktör rol oynadı: sanatçıların konu üzerine daha önce çalışmış olması ya da bununla ilgili düşünüp üretmeye açık olması; etkinlik takvimlerinin buna el vermesi ve tabii ki projeye katılmaya istekli olmaları bunlardan bazıları.



Sergide sanatseverleri neler bekliyor, nasıl bir sergi “İntergalaktik”?

Anna Laudel’in üç farklı katına yayılan sergide, izleyiciler resim, heykel, video ve yeni medya gibi birçok farklı teknikte üretilmiş eserleri bir arada görebilecekler. En alt kata daha varoluşsal sorgulamalar hakimken, yukarıya çıktıkça bu eğilimler farklı açılımlara uğramaya başlayacak; kimlik/yabancılaşma, insan-doğa ilişkisi, mitler, ritüeller ve bilgi üretme pratiklerimizin sorgulanması devreye girecek. Günün sonunda amacımız, izleyicileri bizimle birlikte insan olmanın tanımını ve gezegenle kurduğumuz ilişkiyi yeniden gözden geçirmeye davet etmek. Her açıdan en büyük gereksinimimizin bu olduğuna inanıyorum.





Sizi tanıyabilir miyiz? Türkiye’de küratör olmanın zorlukları var mı?

Uluslararası İlişkiler ve Müzecilik okudum. Yaklaşık on iki yıldır güncel sanat alanında çalışıyorum ve bağımsız küratörlük yapmaya 2013’te başladım. Küratörlüğün tanımı son yıllarda çok değişti ve tabii ki bir miktar erozyona da uğradı; ancak bu durum, aynı zamanda çoktandır ele alınması gereken disiplinler arası yaklaşımların önünü açtı. Kısacası hiçbir gelişmeye salt olumlu ya da olumsuz olarak bakmamak gerektiği kanısındayım. Mesleğin zorluğuna gelirsek, yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada zor bir iş alanı olduğunu söyleyebilirim. Birçok farklı parametreyi gözetmek, hem kağıt üzerinde, hem de sahada çeşitli çözümler üretmek, kurumlar ve sanatçılar arasındaki iletişimin sağlıklı ilerlemesini sağlamak zorundasınız. Bu da ciddi bir odaklanma ve çaba gerektiriyor. Ancak tüm bunlar, aynı zamanda mesleği bu denli sevmeme neden olan temel faktörler.

Hiç yorum yok: