iclal aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iclal aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2017 Salı

İclal Aydın'la röportaj


www.:yenicikanlar.com.tr için Sevgili İclal Aydın ile 8 Haziran 2017'de yaptığım röportaj
http://www.yenicikanlar.com.tr/bir-borcum-vardi-onu-odemek-istedim-72972






1951-2014 yılları arasında Ihlara, İstanbul, Ankara, Berlin ve Newyork’ta geçen, çok zamanlı, çok mekânlı, karakterlerin çoğunu “Bir Cihan Kafes”den tanıdığımız  ama bir devam kitabı olmayan “Unutursun” İclal Aydın’ın 11. kitabı. Kaderi unutulmak olan hikâyeler İclal Aydın sayesinde can bulmuş. Annesini düşünerek başlamış kitabı yazmaya. Otoriter, kuralcı, siyasi görüşünden ödün vermeyen anne , hepsini unutur, geriye sadece salt sevgi kalır. Annesinin dünyasından sadece  isimleri  ödünç almış, olaylar ve konular kendilerini  yazdırmış  “Hiçbiri birebir yaşanmış  gerçek anılar değildir” diye not düşmüş İclal Aydın.  
Ana karakterler dışında Unutursun’u daha da  özel kılan yan karakterlerle tanışıyoruz, hikâyelerin geçtiği dönemlerin atmosferi içinde Türkiye’nin gerçekleri ile karşılaşıyoruz. İclal Aydın'la hem bu karşılaşmayı konuştuk. 
*****İclal Aydın’ın  kalemi, kelimeleri  sadece unutmanın dipsizliğe çare olmamış bizi yıllara, şehirlere, şarkılara götürmüş. *******

-Bazı insanların hep mutlu olmasını istersiniz ya, işte öyle deniyor sizin için. Okuyucuyla, seyirciyle bu güzel iletişimi nasıl başardınız, nedir  ilk maddesi ?
*Gerçekten mi? Bundan daha büyük bir mutluluk olamaz sanırım. Söylediklerime, yazdıklarıma hakiki anlamda kulak verenin, gönül vereninin temennisidir sanırım bu. Benden değil onlardan kaynaklanıyor. Siz de biliyorsunuz, özellikle instagramda bir fotoğraf sitesi olmasına rağmen okurlar takip ediyor beni. Orası benim yazılarımı özgürce paylaştığım tek alan diyebilirim. Okurlar farklıdır, televizyon izleyicisi gibi değildir. Uzun sürer sevgisi. Sevgisi de kırgınlığı da…

-Üç kuşak kadın hikayesi var son iki romanınızda. Kadın hikayeleri yazmak  sizi nasıl etkiliyor, neler hissediyorsunuz kurgularken?
*Kendiliğinden akıyor. Bildiğim bir şeyden bahsediyorum. Kurgu sadece olayların akışında elbette. Yoksa o kadınların hepsi hepimiz için çok tanıdık. Yaptığım işlerin her zaman bir farkı olsun istedim. Hikaye anlatırken de heyecanı ayakta tutmayı seviyorum. O yüzden saç örgüsü bir zaman akışı kullanmayı tercih ettim iki kitapta da. Üç farklı zaman sırayla gelip gittiler.

-Türkiye’de yazar olmak, özellikle kadın yazar olmak deyince aklınıza ilk neler ya da kimler geliyor? 
* İlk büyük kahramanım Sevgi Soysaldı. Sonra Pınar Kür. Feride Çiçekoğlu. Ayla Kutlu… Türk kadın öykücü ve romancıların bendeki etkisi çok büyüktür. Fakir Baykurt, Orhan Kemal ve Kemal Tahir… isimleri bile ne kadar güzel değil mi?  Babamın kitaplığından alıp alıp okuduğum ilk kitaplardı onlar.Ama ben ruhuma en çok Selim İleri’yi yakın görürüm.  

-Unutursun,  annenizin son dönemde yaşadığı rahatsızlıkla başlayan Unutma İclâl! Unutmadan yaz! Defteri i oldu demişsiniz. Unutmadan yazmak zor olmadı mı?
* Hem de ne kadar zor oldu anlatamam. Ama her şeye alışıyor insan. Yazmak aslında iyileşmenin bir yolu bence. Zor hayatı kolay kılmanın formulü. Yazınca iyileşiyorum bunu iyi biliyorum artık.

-Otoriter , kuralcı bir annenin kızı olmak sizi nasıl etkiledi? Sizin kızınızla ilişkiniz nasıl?
*Ona sorarsak çok kurallıyım. Bana sorarsanız yeterince ilgilenemedim. Annemin rahatszılığını öğrenene dek peşimden sürüklediğim tüm çocukluk dertlerim uçup gitti. Annemin hastalığı beni bütün geçmişimle barıştırdı diyebilirim. Demek ki hastaymış, bilse, bilsek böyle olur muydu hiç?

-Ihlara, Berlin, İstanbul, Ankara, Newyork bu beş yer son iki kitabınızda geçen yerler. Bu şehirlerin sizin hayatınızdaki önemi nedir?
*Ihalara annemin doğup büyüdüğü ve bana çocukluğum boyunca anlattığı o büyülü memleket olduğu için çok önemli. Berlin ömrümün en zor, en öğretici, bedelli ve acılı altı yılı. Ankara bütün çocukluğum. NewYork güçlü kanatlarım, altı kanatlarım var demeyi başardığım ve yaşamımda Berlin kadar büyük ve önemli sırlara, sıkıntı ve iyileşmelere tanık olmuş bir şehir. Dedim ya ben bildiğim şeyleri anlatabiliyorum diye. Bildiğim şehirlere bir borcum vardı. Onu da ödemek istedim.

-Sesinizden şiirsel metinler ve konuk yorumculardan unutulmayan şarkılar. Unutursun ile ilk kez bir romanın sonuntrack’i oldu, neler hissediyorsunuz?
*Sanıyorum bir ilk oldu. Büyük ihtimalle de benzerleri yakında gelecektir. İşlerim daima birbirini tamamladı. Seviyorum sanırım böyle çalışmayı. Bu düşümü gerçekleştiren dokuzsekizmüzik yöneticilerine ve bütün sanatçı dostlarıma çok teşekkür ediyorum.

-Unutursun’un bir kokusu var, müge çiçeği, bir müziği var; Türk Sanat Müziği ve Rebet. Bu çerçevede neler söylemek isterseniz?
*Kokular ve müzikler unutulması en zor olan ve çağrıştırıcısı yüksek uyaranlar. Örneğin annem ezberindeki şiir ve şarkıları hala unutmadı. Burnu koku almazdı. Kokular peşlerinde büyükbir bavulla dolaşan şahane akrabalar gibiler. İçinde ve hafızalarında her şey var. Benim için de bu kitabın akrabaları bu müzikler ve kokular oldu.

-Hacı Gavras Karamanlı’yı Sadri Alışık’ı düşünerek yazmışsınız. Yazmak istediğiniz başka kimler var?
*Gonca Vuslateri ve Meriç Başaran’ı sahnede yanyana görmek gibi bir hayalim var. O ikisi için bir oyun yazmak istiyorum. Bir de belki ilk defa duyacak ama Aydan Şener’e yazmak istiyorum.

-Unutmaktan korktuğunuz zamanlar, kişiler, unutmak istediğimiz zamanlar, kişiler. Hayatın tek gerçeği olan ölümü unutuyoruz.  “Allah’ın bize verdiği en büyük hediyelerden biri“ diyordu unutmak için Gavras Bey. Sizce de öyle mi?
*Gavras bey bugün ulaştığımı düşündüğüm doğruları bana aktaran saygı duyduğum tüm kimlikleri de barındırıyor. O yüzden evet, kesinlikle öyle. Duyduğum okuduğum vakit beni çok etkileyen ve değişimime neden olan söz ve düşünceleri Gavras beyin konuşmalarında bulmak mümkün. Geçen romanım Bİr Cihan Kafes’te bu rol Samire’nindi.

-Son bir soru: Siz uzun yıllar gazetelerde köşe yazarlığı da yaptınız. Son iki yılda gazetecilerin yaşadıklarına yönelik söylemek isteyecekleriniz var mı?
İyi ve güzel işler yapan bir iki arkadaşımızın da başına bir iş gelmesin diye dua ediyoruz.