1 Ocak 2018 Pazartesi

BANA BAK!

                           
                                                             
                                               
                                   

                “la Caixa” Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, çağdaş sanat alanında dünyanın önemli koleksiyonlarından birine sahip olan “la Caixa” Vakfı işbirliği ile Bana Bak! “la Caixa” Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar sergisini ülkemiz sanatseverleriyle buluşturuyor. Küratörlüğünü  Nimfa Bisbe Molin’in üstelendiği sergi, son derece insani ancak psikanaliz, psikiyatri ve felsefe bağlamında  bir o kadar da gizemli ve karmaşık bir alan olan portre sanatı ile kimlik ve temsiliyet sorunsalına, aralarında Basquiat, Boltanski, Nauman, Sherman, Muñoz, Wearing ve Tàpies gibi isimlerin de yer aldığı dünyaca ünlü 22 sanatçının, resimden fotoğrafa, heykelden videoya uzanan geniş bir yelpazede üretilmiş 30’u aşkın ilginç yapıtı üzerinden yeni ışıklar tutuyor.
Sergide “la Claixa” Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan seçilerek bir araya getirilen eserler, toplumsal bir ayna gibi bakışlarımıza karşılık veriyor. Bu aynada, ezelden beri kafamızı kurcalayan sorular sorarken buluyoruz kendimizi: Bunlar da kim? Onlar hakkında ne düşünüyorum? Ben kimim? Onlar benim hakkımda neler düşünüyor?
Bakışların, izleyiciyi gözlem yapmaya davet etmek, aynı zamanda bu toplumsal aynada, yani portrede yansımasını sağlamak maksadıyla bir araya geldiği bir kavşak olarak tasarlanmış sergi ve Bana Bak! başlığı altında “la Caixa” Koleksiyonu’na ait resim, fotoğraf, heykel, video çalışmalarından oluşan bir seçki aracılığıyla çağdaş sanat içindeki portre türünü inceliyor. Sanatçıların öznelliği ve zamanımızın farklı insan kimliklerini ele almak üzere kullandığı çeşitli temsil stratejilerini ortaya koyuyor. Koleksiyon otuz yılda günümüz toplumuna ait bilinci artırmak ve eleştirel bir bakış sunmak üzere çağdaş sanat yapıtları arasından derlenmiş. 
Sergi, portreyi ele almak üzere, farklı ilgi alanlarını ve biçimleri birbirinden ayıran dört tematik bölümden oluşuyor.
Sahnelenen Duygular; Gözler ruhun aynasıdır derler. En mahrem düşüncelerimiz gözlerimizden okunur; sahici ya da sahte, kendiliğinden ya da denetlenmiş tüm duygularımız gözlerimize yansır. Tarih boyunca sanatçılar duygularımızı öylesine incelikli bir şekilde sınıflandırdılar ki şimdi her birinin kendine ait bir görsel tarifi var. Fotoğraf ve video, içebakışa yönelik ilginin yerine, insan ifadesinin bir yapıntısı olarak imgenin büyüleyiciliğini koyarak portre deneyiminde değişimin önünü açtı. Benzer bir şekilde, şimdilerde gündelik hayat bizi farklı toplumsal roller benimsemeye sevk ederek simulakrum’u (doğası gereği yan yana gelemez olduğu düşünülen iki ayrı şeyin birarada durabilir olmasında kendini gösterir) teşvik ediyor. Bu durum, Roni Horn ve Esther Ferrer gibi sanatçıları, çoğul kimlikli çağdaş öznelerin metaforu olarak geniş bir duygu dağarcığını aynı yüzde canlandırmaya yönlendiriyor.
Kimliğe İlişkin Uzlaşımlar; Bu başlık altında yer alan çalışmalar, toplumsal cinsiyet ve ırka ilişkin kültürel uzlaşımları sorguluyor. Portrecilikte kullanılan teknik yelpazesini ve bireyleri toplumsal olarak tanımlayan sembolleri gözler önüne seriyor. Bu yapıtların çoğu, tıpkı daimi değişimde kök salmış çağdaş dünyamız gibi, sabit ve önceden belirlenmiş bir şey olmaktan çıkarak akışkan ve muğlak bir hal alan kimliğin ve temsilin karmaşık yapılarını ele alıyor.
Maskeler ve Diğer Kurmacalar; Maskeler yüz hatlarını eşsiz ve özgül imgelerde sabitler. Bu noktadan hareketle bütün portrelerin birer maske olduğu sonucuna varabiliriz. Aradaki fark, maskelerin kişisel özellikleri silerek yüzleri arketiplere indirgemesidir. Maskeler, yüzü gizleyerek ona taşıyabileceği yeni bir imaj sunar. Bazen bu, teşvik edilen ve toplumsal olarak kabul edilen yegâne imajdır.
Yüzün Hafızası; Portrecilik antik  zamanlardan beri hafızayla ilintili olmuştur.  Bu sanata yapılan erken dönemli göndermelerden biri Plinius’un Korintli kız ve nişanlısı hakkındaki hikâyesinde yer alır – hikâyede, genç kız uzun bir deniz yolculuğuna çıkmaya hazırlanan nişanlısının duvara yansıyan gölgesini ana hatlarıyla resmeder. Portre, bir imge tarafından temsil edilen bir geçmişi kaydeder ve onaylar. Bu imge de, karşılığında bir kimlik yaratır ve onu zamanın akışına ve bedensel hafıza yitimine karşı korur. Birer hatıra olarak hayatlarına başlayan başlayan portreler zaman içinde bu ilkel anlamlarını yerinden eden ve ortadan kaldıran yeni bir gerçeklik yaratırlar.

Sergide yer alan sanatçılar arasında arasında Janine Antoni, Eduardo Arroyo, Juan Navarro Baldeweg, Jean-Michel Basquiat, Christian Boltanski, Rineke Dijkstra, Marlene Dumas, Esther Ferrer, Günther Förg, Curro González, Stefan Hablützel, Roni Horn, Sharon Lockhart, Pedro Mora, Vik Muniz, Óscar Muñoz, Bruce Nauman, Carlos Pazos, Cindy Sherman, Antoni Tàpies, Gillian Wearing, Sue Williams bulunuyor.
Sergi 4 Mart 2018 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Porte resmi, bir karakterin imgesini yaratmak ve bu imgeyi toplumun geri kalanından ayrıştırmak için kullanılmış, portresi yapılan kişiye sadakat ve benzerlik, her zaman bu sanatın temelini oluşturmuştur. Portrelerin nihai amacı ise resmi yapılan kişinin kimliğini yansıtmaktır. Ve sanat üretiminin hiç de kolay olmadığını anladığımız yer tam da burasıdır: resim yapmak, fotoğraf çekmek, veya kara kalem resim yapmak, bir kişiliği yeniden üretmek veya ifşa etmek değil, bir imge yaratmaktır. Bugünlerde sürekli olarak kendi fotoğraflarımızı çekiyoruz, Roland Barthes'in sözlerini özetleyerek söylemek gerekirse, bir kameranın lensine baktığımızda bir başkasıymışız gibi davranıyoruz. Popüler söylemde “Kamera yalan söylemez” şeklinde bir deyiş vardır, ancak hepimiz portrelerin aslında bir kişiliğin temsilini yaparken bir miktar kurmaca içerdiğini biliriz. Portreler, portre resminin tanımını genişleterek ulaşmıştır günümüze. Yeni sanat eserleri, yeni kavramlar, teknikler ve diller aracılığıyla, insanlık durumunun imgelerini yaratmak ve kimlik ve onun toplumsal anlamlarının karmaşıklığını incelemek için çeşitli olasılıklar olduğunu gösterir bize.
                                                           

Rineke Dijkstra’nın Voldenpark, Amsterdam, 12 Mayıs 2006, isimli fotoğrafı, farklı şehirlerin parklarındaki çocuk ve gençlerin portrelerinden oluşan Park Portreleri serisine ait. Bu son derece dengeli kompozisyonda, genç bir erkek rahat bir şekilde karşımızda oturur; ancak bu uyum izleyicide bir tür huzursuzluk yaratır. Bu temsildeki sadelik yanıltıcıdır. Çünkü herkes bilir ki, doğallık diye bir şey yoktur, yalnızca katışıksız yapıntılar vardır. Baktığımız genç adam figürü, en ince ayrıntılarına kadar tasarlanmış bir kompozisyonda çerçevenin içine kapatılmıştır. Klasik bir portre niteliğinde olan figür geleneksel manzara resminin içine yerleşerek yeni bir bağlam yaratır. Modelin talepkar bakışı, tıpkı Hollanda resimlerindeki gibi izleyiciyi gözleriyle takip eder.
                                                              

Eduardo Arroyo, Ressam, 1975, Zımpara kağıdından kolaj,Eduardo Arroyo, üretken kariyenin başlarında 1960’larda ortaya çıkan yeni figürasyona yakın bir stil benimsedi. Portreciliği bir düzmece olarak tanımlar. Sanatçıın külliyatında hem tarihi şahsiyetlerin hem de hayali karakterlerin resmedildiği pek çok portre yer alır. Bu takım elbise ve şapkalı adam portresini zımpara kağıdı parçalarını kesip yapıştırarak kabatma bir figür elde etmiştir. Karakterin yüzü, renkli kağıt parçalarından yapılma bir mozaiğin ardında gizlenmiştir. Yapıt, sanatçının mesleğiyle ilgili kişiel fikirlerini ifade etmek için 1960’larda yaptığı Kör Ressamlar serisine aittir: Bu mesleği icra edenler eninde sonunda boya ve renklerden kör olurlar.

*Sergi kataloğu kaynak olarak kullanılmıştır.

Hiç yorum yok: