26 Aralık 2020 Cumartesi

Deniz Doğruyol "Benimle Başlamadı"

 Deniz Doğruyol  Galeri Bu Pavilion "Benimle Başlamadı" Sergisi üzerine

                                            


-“Benimle Başlamadı” isimli kişisel serginiz kolaj ve asamblaj diliyle meydana gelen eserlerden oluşuyor. Serginizin  çıkış noktasını öğrenebilir miyiz?

Toplumsal cinsiyet, aile, aidiyet, toplumsal norm gibi kavramları odağıma alarak; biriktirdiğim trajedileri ironik bir dille plastikleştiriyorum ve ‘‘Benimle Başlamadı’’ ama seninle de baslamadı diyorum.

-Sergide yer alan işlerinizden bahseder misiniz? Sergide sanatseverleri neler bekliyor?

Sergi, temelde kolaj ve asamblaj diliyle ortaya çıkardığım eserlerden oluşuyor. Sergi boyunca karşılaşacağımız eserlerde dünyanın pek çok yerinden topladığım nesnelerle bir dil ağı ördüğümü göreceksiniz.

Hatıramdaki gel-gitleri, hatırlamayı tetikleyen zihinsel ve fiziksel göçlerle biriktirdiğim nesneleri, anadilde/anakültürde normlarla şekillenen deneyimlerimi, kişisel mutluluk ve özgürlük sınırlarımın zorlandığı ajandami izlemeye açıyorum.

                                                               


-Serginizde de yer alan şiirinizde ifade ettiğiniz kavramları ve bunları kolajlarınıza nasıl yansıttığınızı, yansıtırken  kullandığınız ironik dili anlatır mısınız?

Sergide yer alan isler ; Anadilde düşünme ve anakültürde yaşamsal döngüde ödül ve ceza dilinin, şerginin siirinde de ifade ettiğim gibi insanın özgürlüğünü nasıl kısıtladığı, mutlu olmayı nasıl güçleştirdiği ile yüzleştiren bir tavır içinde\ ironik bir dil çünkü bu derdi çözmenin en iyi yolunun , beraber eğlenerek,  vedalaşmak olduğunu düşündüm, işlere de o şekilde yansıdı.

- Serginizde dünyanın pek çok yerinden toplanan nesnelerle bir dil ağı oluşturuyorsunuz. Eserlerinizde kendi dilinizi oluştururken nelere dikkat ediyorsunuz?

Anlatmak istediği derdini, en samimi hali ile ortaya koymalı işlerim. Samimiyeti dert ediniyorum ben.

Dolayısı ile ben bir fikrin üzerine çalışırken, önce yazarım, içimi dökerim , fikre dair tüm malzemelerim ortaya çıkar, sonra oturup içinde oynamaya başlarım ve bir bakmışım ortaya iş çıkmış. Benim dilim samimiyet, sonrasında iş kendini yaratıyor zaten.

                                                             


-“Benimle Başlamadı” serginizin hazırlık sürecinizi, bu süreçte yaşadıklarınız anlatır mısınız?

Uzun bir süreç aslında, karantina dönemi girdi araya ve 7 ay rotarli olarak açtık. Sergi, pandemi döneminde, atölyemde hazir bir sekilde açılmayı bekledi. Ben de o dönem üzerinde oynadım tabi ki, böylece işler de karantinadan nasibini alarak dönüştü ve gelişti. Eğlenceli ve keyifli bir süreçti. Ortaya çıkan sonuç beni çok mutlu etti.

-Çalışmalarınıza başlamadan önce konsepte mi karar veriyorsunuz?

Öncelikle fikir, sonra onu nasıl bir konsept ile sunmak istediğim ve tabi ki uygulama detayları...

Ben malzeme ağırlıklı çalıştığım için, uygulama detayları;  fikir ve konsepti doyurmak, onlardan onay almak, birebir dilini ortaya koymak zorunda, dolayısıyla üçü kol kola çalışıyor işlerimde.

-Sizi tanıyabilir miyiz? Sanatla yolunuz nasıl kesişti?

Ben Deniz Doğruyol, İzmir doğumluyum Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Tv Fotoğrafçılık bölümünde okudum. Benim malzemem yaşamın kendisi fikri ile çıktığım bir yol bu, dolayısı ile ben ilhamımı da, derdimi de , malzememi de yaşamdan alıyorum.  Los Angeles’da 6 sene kadar yaşadım, yaşadığım sürede Saddle Back Fine Arts’ dan resim üzerine eğitim aldim. Bu sürede Avrupa ve Amerika’ da bir çok solo ve karma sergide işlerim yer aldı. 2018 ‘de tutku ile bağlı olduğu İstanbul’a döndüm; Los Angeles’da Dadaistudio olarak Found object Art&Desing işler üzerine kurduğum atölye çalısmalarıma İstanbul’da devam ediyorum.

                                                                     


-Kendinizi istifçi, arşivci olarak tanımlıyorsunuz. “Aslında onun ruhunu satın alıyorum” diyorsunuz. Bu anlamda Deniz Doğruyol’u tanıyabilir miyiz?

Ben hem istifçiyim, hem arşivciyim, her ikisinin de hayatıma ve işlerime kattiği farklı roller ve değerler var.

Benim nesneler ile ilişkim biraz farklı, toplayıcılığım ve işlerimde malzeme ağırlıklı çalışmam da bundan

sebep, ben eşyaların ruhları olduklarına inanırım. 2-3 saniyede geldikleri yerlerin hikayesini fısıldarlar bana,

benim dünyama girerken yeni bir hikayenin parçası olmaya gelirler, bu benim onlarla oyunum.

Gelen, kimi zaman bende kullanabilir bir eşyaya , kimi zaman bir sanat serine dönüşürken , kimi zaman

enstelasyonumun bir parçası olur. Ve sürdürülebilir olur, zamansız olur.

-Güncel sanatı takip ediyor musunuz? Sizi etkileyen sanatçılar, sanat akımları hangileri?

Ben koyu bir Dadaist’ im diyebilirim,  dadaizimin o kural tanımayan duruşu, çağrışımlara dayanan anlatım yöntemleri, kuşkucu ve şaşırtmak isteyen tavrı , benim işlerim üzerine çalışırken en büyük motivasyonumdur. Deneysel bir dil ile isleri ortaya çıkarma halim ve isteğim ancak kuralsızlıkla kendini var edebilir çünkü.

Marcel Duchamp, Arman, Salvador Dali, Hans Bellmer,Man Ray, George Segal, Daniel Spoerri, Jean Tinguely, Otto Dix, Noah Purifoy beni etkileyen sanatçılar diyebilirim.

Ziya Gürel ile "Kaypak Yüzeyde " ve Sanat




 

Hukuk Fakültesi mezunusunuz. Resim ve seramik çalışmalarına nasıl başladınız?

Hukuk öğrenimi görmüş olmaktan çok mutluyum. Bu benim seçimim. Hukuk öğrenimi bana paylaşımı, birlikte yaşama duygusunu, toplum yapısını öğretti.  Çünkü biz "68'lilerin yetiştiği dönem, kargaşa ve kavga dönemiydi. Kavramlar yerine oturmamıştı. Sonra da darbeler sürdü. Ne var ki geçen zaman içinde özgürlüğü, haklara sahip çıkmanın ne olduğunu; sınıf çıkarları uğruna yayılmacılarla birlikte toplu öldürmelere nasıl giriştiğini, okuyarak, tartışarak öğrendik. Hukuk fakültesinde o yıllarda Üniversite özerkliğini yaşatmaya çalışan; kitaplıklarımızda kaynak sıkıntısı çekmememiz için biz öğrencileriyle iletişimi her an sürdüren hocalarımız vardı. 

Sanat çevresiyle ailemin kurduğu bağları, orta öğrenimim sırasında İzmir'de, sonrasında da  İstanbul'a  gittiğimde de sürdürdüm. Yazarlar, şairler yontucular, ressamlar hep dostlarım, yol göstericilerim oldu.  

Resim çalışmalarım ortaöğretimden bu yana sürüyordu. Seramik çalışmaya bir üçüncü boyut biçimlendirmeler yapmak gereksinimi duyduğum için başladım. Ne var ki, ben "sır" bilgisinin kimyasına erişemediğim için bir " toprak pişiricisiyim (terracottacıyım.). Yalnızca çamuru ve oksitleri kullanabiliyorum. Önceleri üçüncü boyutu, kağıt hamuru ve ahşapta denedim; ardından çamurda karar kıldım.

                          .

Öykü ile başlayan edebiyat yolculuğunuzun başlangıcını ve denemelere giden süreci öğrenebilir miyiz?

 Öykü, bu denli toplum sorunları için bir anlatım yolu olmaya yetmedi. Deneme ve günlük gazetelerde makaleler yazmaya başladım. Bir on yıl aradan sonra öykü ve düş anlatımlarına (tahkiye) döndüm. 

Deneme yazmak, sanat dillerinden birini kullanmaktan çok başka bir çalışma değildir. Çünkü her ikisi de birlikte düşünmeye içtenlikli birer çağrıdır. Aynı nedenle biçimlendirme isteği bir düşleme  ile başlar; kurgulanır ve sanat biçimine dönüşür.

 

 Çeşitli sanat dergilerinde yayımlanmış yazılarınızı bir kitapta bir araya getirme kararını size aldıran neydi?

Dergilerde yayımlanan denemelerimden seçkiler yaparak kitaplaştırmak isteği dayanılmaz olmuştu. Aldığım yaşlarla birlikte yaşanılanı bir zaman dizgisi bile gütmeden, bir ömrün belleğine sığdırmak, insanlığın yaşanılanlardan bir kıssa olarak kendine pay çıkarmak yerine, süregiden düzen içinde egemen olan kültüre yakasını kaptırarak yeni bir teslimiyet kültürü yaratmasıdır. Bu yeni kültür, zamanı bile kavun gibi dilimleyip, yeniden adlandırmış, her şeyi küresel birer buyruk haline sokmuştur.  Bu nedenle insanlığın, bilginin yerine konulanlarla; zamanın ve gerçeklik duygusunun yerine konulanlarla yapay bir matrix içinde kendisinin yeniden doğumunu beklemeye yargılı kılınması kaçınılmaz sayılmak istenmektedir. Bense, bu yazgı yerine tüm yeryüzü canlılığına yerküreye daha güvenle ayak basabilecekleri yepyeni bir toprak dilemek istedim.

“Kaypak Yüzeyde” kitabınız ana başlığı. Bu başlığın bir hikayesi var mı?

Kaypak Yüzey yeni kuşağın tutsak alındığı bir yoksunluk alanıdır. Yeni kuşak için her şey bir yeryüzü egemeni güç tarafından tüketmesi için sunuluyor. “esimulatio” yöntemi öylesine ileriye götürüldü ki “Postmodernizmden” sonra ”Post truth” dönemi başlatıldı. Artık gerçeğin yerine konulmuş olanla yaşamı sürdüreceğiz.

 

Kitabınızı hazırlarken daha önceki yazılarınız üzerinde bir güncelleme yaptınız mı?  Hazırlık sürecinizde neler yaşadınız?

Çoğu yayımlanmış yazılarımı düzenlerken arada bir anlatıma şimdiki zamandan katılma ihtiyacı duydum. Bu nedenle de denemelerimin yayımlanma tarihlerini belirtmenin gereksiz olacağını anladım. Bir ömrün çerçevesine sığan yaşamış olduklarımın izleri bu kitapta yer alan tarihsiz denemelerim, aynı ömrün geçmişle şimdiki zaman arasında gezinen bilincimin gölgesidirler.

 

Sanat üzerine denemeler yazan bir ressam olarak Ziya Gürel Türkiye’de deneme yazmak üzerine neler söyler?

Geçmişten bugüne bakınca yazdığım hiçbir denemede yaptığım ya da yapamadığım resimden söz etmediğim gibi resimlerimde de, seramik biçimlendirmelerimde de betimlemelerin ya da anlatım tuzağına düşmediğimi görmek bana güven veriyor. Olguları, olayları anımsatmaya, kaynakları yeni kuşaklara aktarmaya özen gösterdim.

 

Yeni eserlerinizi görebileceğimiz sergi ve yeni yazılarınız okuyabileceğiz kitap çalışmanız var mı?

Yılda birkaç kez sergi düzenlemelerim covit-19 salgınına karşın sürüyor. Yayın olarak sırada Öyküler Kitabım " Sessizliği Dinlerken ile Düşler Kitabım " ve Gezi Notlarım var.

19 Eylül 2020 Cumartesi

Auguste Renoir- Kırda Dans





 

Renoir’ın birçok dans resmi vardır. 1883 tarihli Kırda Dans’ın havası oldukça farklıdır, kavalye diğer dans resimlerindekilerle aynıdır, fakat bu kez havası daha rahat resmedilmiştir, güler yüzlü ve doğal dam  ise Aline Charigot’un (kendi eşi) yüzüne sahiptir.

Güneşli bir gün, mutlu bir kadın yakışıklı bir adam bir bahçede dans ediyor. Yerde adamın düşmüş şapkasını görüyoruz. Elinde yelpazesi olan kadın, adamın kulağını fısıldadığı şeylere gülümsüyor. 

Usta sanatçı resimde bizimde müziğin sesini ve o atmosferi hissetmemizi sağlıyor. 

4 Ağustos 2020 Salı

Çalıntı Eserler -Renoir

                                                        
                                                              Renoir, Parisli Genç Kız
 Aralık 2000'de Stockholm'deki Ulusal Müze'nin kapanma saatine yakın üç adam müzeye girer. Adamlardan biri makineli tüfeğiyle güvenlik görevlisini etkisiz hale getirirken diğer ikisi, bakır üzerine yapılmış bir Rembrandt otoportresi ve iki tane Renoir tablosu- Sohbet ve Parisli Genç Kız- nu alırlar. Üç soyguncu arkalarından takibi önlemek için de yere çiveler serperek kaçarlar ve kendilerini bekleyen deniz motoruna atlarlar. Onlar kaçarken diğer suç ortakları da şehrin diğer bölgelerinde dikkat çekmek için arabalara yerleştirdikleri bombaları patlatırlar. Ama atladıkları önemli şey Robert Wittman'ın dediği gibi" Sanat soygununda esas hüner, çalmak değil satmaktır" oldu. Soyguncularda resimleri kolayca satamayacaklarını anladılar ve fidye karşılığında müzeye vermeye denediler. Ve olaydan sorumlu sekiz adam tutuklandı. 

24 Temmuz 2020 Cuma

Jean- Honoré Fragonard, Kilit

                                                                       Kilit, 1777
Yataktan fırlayarak kapıya doğru uzanan iki figürden kadının kilide ulaşmaya çalıştığını, erkek figürün ise onu engellemeye çalıştığını görüyoruz. Koyu kırmızı cibinlikli büyük yatak, odada  ön planda. Sevgilisinin ya da eşinin kolları arasında çaresizce duran kadın odadan çıkabilmek için kilidi açma çabasındadır. Adam, güçlü kollarıyla kadının kilide ulaşmasını engellemeye çalışmaktadır. Kadın bir birliktelik sırasında  odadan kaçmayı istemektedir. Bunu dağınık yatak, kadının buruşuk elbisesi ve adamın yarı çıplak, iç çamaşırları ile olmasından anlıyoruz. Bazı yorumlarda, Fragonard'ın  kutsal aşk, günah ve kurtarılmanın aksine dünyevi olanı resmettiğini öne sürülür.

14 Temmuz 2020 Salı

William John Hennessy, Samimi Konuşma

                                                             Samimi Konuşma, 1879


Hennessy, resme önce ünlü şairlerin şiirleri resmetmekle başladı. Teras ve oturan çifte baktığımızda önce şiirsellikle karşılaşıyoruz.
 Güneş yavaşça batıp, hava serinlerken, bej rengi elbisesinin üzerine şal atmış, elinde yelpaze tutan   kadın terasta otururken, yanında şık giyimli adamla çay içmekte. Duruşları sevgi dolu bir ilişkileri olduğunu gösteriyor. Hennessy, ışığı resmetme şekliyle çiftin arasındaki duygusallığı betimlemeyi başarmış.

9 Temmuz 2020 Perşembe

Jean- Auguste- Dominique Ingres

                                               Jean-Auguste-Domique Ingres (1780- 1867)
                                              Francesca da Polenta ile Paolo Malatesta, 1819 

Francesca, Ravenna Lordu ve onu sakat Gianciotto  Malatesta'ya veren Guido da Polenta'nın kızıdır. Bu birlikteliğin bu iki aile arasındaki gerilime son vermesi bekleniyordu. Francesca, düğünün ardından Rimini'ye taşınır ve kocasının küçük kardeşi Paolo'ya aşık olur. Paolo'da evli olmasına rağmen yıllarca romantik bir ilişki yaşarlar. Ama bir gün eşi Gianciotto onları yakalar ve o öfkeyle ikisini de öldürür. 
Dante  Alighieri bu hikayeyi İlahi Komedya'nın ilk kantosunda anlatır. 

Resimde, Paolo öpünce elinde okuduğu kitabı elinden düşüren, tutkulu biçimde birbirine sarılan bir çift görsek de bu aşk mutlu sonla bitmez.